Abstract
<jats:p>Bu çalışma, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşundan 1949'a kadar olan dö-nemdeki vergi sisteminin gelişimini detaylı bir şekilde incelemektedir. Osmanlı İmparatorluğu’ndan devralınan ve dönemin ekonomik şartlarına artık cevap veremeyen eski vergi yapısının tasfiye edilerek, genç Cumhuriyet'in mali ihtiyaç-larını karşılayacak modern bir sistemin kurulma süreci analiz edilmektedir. Ça-lışma, gelir, servet ve harcamalar üzerinden alınan vergileri ayrı başlıklar altında ele alarak, bu vergilerin kanuni altyapısını, mükelleflerini, matrahlarını, oranları-nı, istisna ve muafiyetlerini vergi ve bütçe gelirleri içindeki paylarını ortaya koy-maktadır. Dönemin en önemli reformlarından biri, tarım kesimi üzerinde ağır bir yük oluşturan ve iltizam usulü nedeniyle adaletsizliklere yol açan Aşar Vergisi'nin 1925'te kaldırılmasıdır. Bu reformun yarattığı gelir boşluğunu doldurma arayışı, vergi politikalarının ana motivasyonlarından biri olmuştur. Gelir üzerinden alı-nan vergiler alanında, eski Temettü Vergisi'nin yerini 1926'dan itibaren modern Kazanç Vergisi almıştır. Kazanç Vergisi, 1934'teki değişiklikle beyanname usulü, götürü usul ve stopaj gibi modern vergilendirme tekniklerini sisteme dahil ede-rek gelişmiştir. Ayrıca, 1929 Ekonomik Buhranı gibi krizlere yanıt olarak İktisadi Buhran Vergisi ve Muvazene Vergisi gibi ek gelir vergileri getirilmiş, bu vergiler özellikle maaş ve ücret gelirleri üzerindeki yükü artırmıştır. Servet üzerinden alınan vergilerde, toprağın sermaye değerini esas alan 1931 tarihli Arazi ve Bina Vergileri, modern servet vergilemesinin başlangıcını oluşturmuştur. Hayvanlar üzerinden alınan Ağnam Vergisi, önce Sayım Vergi-si'ne, sonra da Hayvanlar Vergisi'ne dönüştürülerek kapsamı genişletilmiştir. İkinci Dünya Savaşı yıllarında ise Varlık Vergisi ve Toprak Mahsulleri Vergisi gibi olağanüstü servet vergileri uygulanmıştır. Harcamalar üzerinden alınan vergiler, devletin en önemli gelir kaynakları arasında yer almıştır. Bu alandaki en önemli gelişme, günümüz Katma Değer Vergisi'nin ilk örneği sayılabilecek olan ve genel bir satış vergisi niteliği taşıyan Umumi İstihlak Vergisi'nin 1926'da uygulamaya konmasıdır. Ancak uygulama zorlukları nedeniyle kısa ömürlü olan bu verginin yerini 1927'de Muamele Ver-gisi almıştır. Muamele Vergisi, zamanla yapılan değişikliklerle sanayi üretimi, ithalat ve bankacılık işlemlerine odaklanarak dönemin vergi sisteminin temel taşlarından biri haline gelmiştir. Dış ticaret alanında ise Lozan Antlaşması'nın getirdiği kısıtlamaların 1929'da sona ermesiyle, milli sanayiyi korumayı ve hazi-ne gelirlerini artırmayı amaçlayan korumacı bir Gümrük Vergisi tarifesi yürürlüğe konmuştur.</jats:p>