Abstract
<jats:p xml:lang="tr">Bu çalışma, 1754 ile 1803 yılları arasında Osmanlı Devleti ile Sicilyateyn Krallığı arasındaki diplomatik ve ticari ilişkiler bağlamında, Sicilyateyn tebaasının Kudüs’e yönelik kutsal mekân ziyaretlerini ve din adamlarının bu topraklarda yaşadıkları sorunları ahidnâme hukuku ve Osmanlı idarî prosedürü çerçevesinde incelemektedir. Özellikle 7 Nisan 1740 tarihli Osmanlı–Sicilyateyn ticaret antlaşmasının ilgili hükmü üzerinden şekillenen bu ziyaretler, sadece dinî bir pratik değil, aynı zamanda uluslararası hukuk, diplomasi ve imparatorluk yönetimi bağlamında çok katmanlı bir etkileşim alanı sunmaktadır. 1740 tarihli ahidnâmenin dördüncü maddesi, Sicilyateyn tebaasının mezhep özgürlüğü ve Kudüs gibi kutsal yerlere ziyaret hakkını açık biçimde tanımlamakta ve bu hakların diğer dost devletlere tanınan imtiyazlarla eşit şekilde uygulanmasını öngörmektedir.Çalışmanın temel argümanı, söz konusu ziyaretlerin yalnızca bir “dini seyahat” olarak değil, Osmanlı hukukî düzeni içerisinde tanımlanmış ve kurumsallaşmış bir güvenli seyahat rejiminin parçası olduğudur. Bu rejim, ahidnâmeler, yol hükümleri ve konsolosluk ağları aracılığıyla işletilmiş; özellikle Sicilyateyn tebaasına mensup rahipler, tercümanlar, hizmetkarlar ve tüccarlar için güvenli seyahat ve ikamet imkânı sağlamıştır. Nitekim Osmanlı arşivinde Düvel-i Ecnebiye defterleri tasnifinde bulunan 97/2 Sicilya Defteri ve Hadariye tasnifinde bulunan 6 numaralı Sicilyateyn Düvel-i Ecnebiye defteri içerisinde bulunan hükümlerde, Kudüs’e giden Sicilyateyn tebaasının yol boyunca müdahaleden korunmaları, vergi yükümlülüklerinden muaf tutulmaları ve yerel görevliler tarafından rahatsız edilmemeleri yönünde ikazlar bulunmaktadır. Bununla birlikte, uygulamada bu hukuki çerçevenin her zaman sorunsuz işlemediği görülmektedir. Kudüs, Edirne, İzmir, Kıbrıs, Halep gibi farklı bölgelerden gelen belgeler, yerel görevlilerin zaman zaman ahidnâme hükümlerine aykırı davranarak Sicilyateyn tebaasına müdahalede bulunduğunu, hatta rahiplerin ve seyyahların rencide edildiğini göstermektedir. Bu durum, Osmanlı merkezî idaresinin hukuki düzenlemeleri ile taşra uygulamaları arasındaki gerilimi açık biçimde ortaya koymaktadır. Bu tür ihlaller karşısında Sicilyateyn elçiliğinin devreye girerek merkeze şikâyette bulunması ve bunun sonucunda yeniden emirler gönderilmesi bu sorun özelinde iki taraf arasında çözüm odaklı bir müzakere yürütüldüğünü işaret etmektedir.</jats:p>