Abstract
<jats:p xml:lang="tr">Bu çalışma, klasik faydacılık ile John Rawls’un adalet anlayışını karşılaştırmalı olarak ele almakta ve adalet kavramına dair iki temel teorik yaklaşımı incelemektedir. Klasik faydacılık, Jeremy Bentham’ın “en büyük mutluluk” ilkesine dayanarak eylemlerin ahlaki değerini sonuçlarına göre belirler; John Stuart Mill ise bireysel özgürlükleri daha fazla gözeten kuralcı bir faydacılık önerir. Her iki yaklaşımda da bireysel haklar, toplumsal fayda karşısında ikincil konumda kalabilir. Buna karşın Rawls, adaletin toplam faydayla değil, fırsat eşitliği ve temel özgürlüklerin eşit dağılımıyla sağlanabileceğini savunur. “Orijinal durum” ve “cehalet perdesi” kavramları aracılığıyla, bireylerin kişisel çıkarlarından bağımsız olarak adil ilkelere ulaşabileceği varsayılır. Rawls’un yaklaşımı, toplumdaki doğal eşitsizliklerin giderilmesi ve dezavantajlı grupların korunması gerektiğini vurgular. Çalışma, klasik faydacılığın kamu politikalarında etkinlik sağlayan yönlerini kabul etmekle birlikte, bireysel hakları ihmal edebileceği riskini ortaya koyar. Rawls’un teorisi ise daha kapsayıcı ve eşitlikçi bir çerçeve sunsa da uygulamada soyut ve idealist kalabilmektedir. Sonuç olarak, bu iki yaklaşım arasında teorik farklılıklar bulunsa da adaletin hem etkinlik hem de hakkaniyet temelinde yeniden düşünülmesi gerektiği vurgulanmaktadır.</jats:p>