Abstract
<jats:p xml:lang="tr">Enerji güvenliği, günümüz uluslararası ilişkilerinde yalnızca ekonomik bir unsur olmanın ötesinde, devletlerin dış politika önceliklerini ve küresel stratejik konumlarını şekillendiren temel bir unsur hâline gelmiştir. Fosil yakıt kaynaklarına olan yüksek düzeydeki bağımlılık, ülkeleri ekonomik dalgalanmalara, arz kesintilerine ve jeopolitik baskılara açık hâle getirirken; iklim değişikliğiyle mücadele, sürdürülebilir kalkınma hedefleri ve çevresel kaygılar bu kırılganlıkları daha da derinleştirmektedir. Bu bağlamda, yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim yalnızca çevresel bir zorunluluk değil, aynı zamanda stratejik bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Bu çalışma, güneş, rüzgâr ve yeşil hidrojen gibi temiz enerji teknolojilerinin enerji arz güvenliği, küresel güç dengeleri ve bölgesel iş birlikleri üzerindeki etkilerini çok boyutlu bir perspektifle incelemektedir. Yenilenebilir enerjiye geçiş süreci, enerji üretiminde merkeziyetçiliği azaltmakta; enerji ithalatçısı ülkeler için stratejik özerklik sağlamaktadır. Ancak bu dönüşüm, stratejik mineraller, dijital altyapı ve teknolojik bilgiye bağımlılığı da artırmaktadır. Türkiye açısından, yenilenebilir enerji yatırımları ülkenin enerji arz güvenliğini güçlendirme ve dışa bağımlılığı azaltma açısından stratejik bir önem taşımaktadır. Ayrıca ülkenin sahip olduğu güneş ve rüzgâr potansiyeli, enerji üretiminde çeşitlilik ve uzun vadeli özerklik sağlama potansiyelini desteklemektedir. Ayrıca enerji dönüşümünün sosyal adalet, ekonomik eşitsizlikler ve kapsayıcılık boyutları da göz önünde bulundurulmalıdır. Makale, karar vericilere sürdürülebilir, adil ve dirençli enerji stratejileri geliştirmeleri yönünde kapsamlı çıkarımlar sunmaktadır.</jats:p>