Abstract
<jats:p>Turizm endüstrisi, kitle turizminden dönüştürücü deneyimlere uzanan köklü bir paradigma kayması yaşamaktadır. Bu çalışma; iklim krizi, dijitalleşme ve değişen tüketici psikolojisi kapsamında literatüre giren yeni turizm kavramlarını üç analitik eksende sentezlemeyi amaçlamaktadır. Çalışmada Set-jetting, Son Şans Turizmi, Serin Rota Turizmi (Coolcation), Yavaş Turizm, Rejeneratif Turizm ve Anlam Odaklı Turizm kavramları kuramsal ve pratik boyutlarıyla detaylıca ele alınmaktadır. Mevcut literatürün sunduğu bu kavramsal çeşitlilik, turizmin disiplinlerarası doğasını güçlendirmekte ve sektörün gelecekteki yönelimlerini belirlemektedir. Çalışmada kavramlar sadece teorik olarak tanımlanmamış; Set-jetting’de "ziyaretçi yönetimi", Serin Rota Turizm’inde ise "sezon kayması" ve "destinasyon rekabeti" gibi stratejik yönetim konuları tartışmaya açılmıştır. Bu yaklaşım, yeni turizm türlerinin sadece birer pazarlama trendi değil, aynı zamanda yönetilmesi gereken operasyonel süreçler olduğunu vurgulamaktadır. Ayrıca klasik sürdürülebilirliğin ötesine geçen "onarıcı" (rejeneratif) bakış açısı; finansal baskılar, sistemik karmaşıklıklar ve ölçümleme zorlukları gibi gerçekçi bariyerlerle birlikte analiz edilerek dengelenmiştir. Anlam odaklı turizm ise, turistin yerel halkla girdiği "ortak yaratım" süreçleri ve ödomonik refah kavramları üzerinden değerlendirilmiştir. Sentez aşamasında tüm bu yaklaşımlar; turist motivasyonu, destinasyon yönetimi ve etik/ekolojik sorumluluk olmak üzere üç temel eksende birleştirilerek bütünsel bir akademik bakış açısı sunulmuştur. Bu üç boyutlu çerçeve, turizmin gelecekte sadece ekonomik bir faaliyet olarak kalmayıp, ekosistemi ve insan psikolojisini onaran bir yapıya bürüneceğini kanıtlamaktadır. Sonuç olarak çalışma, modern turizm paradigmalarını küresel değişimler zemininde analiz ederek politika yapıcılara ve akademisyenlere stratejik bir yol haritası çizmektedir. Bu akademik perspektif, turizmin gelecekteki onarıcı rolünü ortaya koyarken sektörün küresel krizlere karşı dirençliliğini artıracak öneriler sunmaktadır. Çalışma, literatürdeki kavramsal boşlukları doldurarak gelecekteki araştırmalar için bir kuramsal temel oluşturmayı hedeflemektedir.</jats:p>