Abstract
<jats:p>Günümüz çalışma yaşamı, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı bir dönüşümün tam ortasında yer almaktadır. Küreselleşmenin sınırları ortadan kaldırdığı, dijitalleşmenin iş yapma biçimlerini kökten değiştirdiği, rekabetin giderek yoğunlaştığı ve zamanın en değerli kaynak haline geldiği bu çağda, örgütler varlıklarını sürdürebilmek için sürekli olarak daha fazlasını üretmek, daha hızlı hareket etmek ve daha verimli olmak zorundadırlar. Ancak bu amansız koşuşturmanın içinde, çoğu zaman göz ardı edilen veya görünmez kılınan bir gerçeklik vardır: İşin öznesi olan insan. Örgütler; yapıları, süreçleri ve kültürleriyle hem üretim ve hizmet mekânları hem de çalışanların psikolojik ve sosyal varlıklarını derinden etkileyen yaşam alanlarıdır. Modern işletmecilik anlayışının artan performans beklentileri, esneklik talepleri ve sürekli erişilebilirlik koşulları esasında çalışanların fiziksel, duygusal ve bilişsel olarak da sınırlarını zorlamaktadır. Bu zorlanma, kimi zaman açık ve teşhis edilebilir sorunlar olarak kimi zamansa sinsi bir biçimde ilerleyen, adı konulmamış rahatsızlıklar şeklinde ortaya çıkmaktadır. İşte tam da bu noktada, örgütsel davranış yazınında giderek daha fazla dikkat çeken "sendrom" kavramı bu durumun önemli bir açıklayıcısıdır. Sendromlar, bir örgütün atmosferinde sinsice dolaşan, bazen bir bireyin, bazen bir ekibin, bazen de tüm örgütün sağlığını tehdit eden psikososyal olgulardır. Tükenmişliğin sessiz çığlığı, yengeç sepeti sendromunun yıkıcı rekabeti, örgütsel sessizliğin derin sükûneti, kıskançlığın kemirici etkisi, hubris sendromunun sarhoş edici kibri, merhamet yorgunluğunun duygusal çöküşü, aceleciliğin düşürdüğü kalite, vatandaşlık sendromunun görünmez fedakârlıkları… Tüm bunlar, modern örgütlerin görünen yüzünün ardında, çalışanların iyi oluşunu, motivasyonunu, bağlılığını ve nihayetinde örgütlerin sürdürülebilir başarısını tehdit eden gizil dinamiklerdir. "Sendromlar: Modern Örgütlerde Psikososyal Sorunlar" başlıklı bu kitap, işte bu görünmez dinamikleri görünür kılma iddiasıyla yola çıkmıştır. Çalışma örgütsel davranış, insan kaynakları yönetimi ve çalışma psikolojisi disiplinlerinin kesişiminde yer alan psikososyal sendromları, çok boyutlu bir perspektifle ele almayı amaçlamaktadır. Kitap kapsamında, çağdaş örgütlerde sıklıkla karşılaşılan sendromlar, kuramsal temelleriyle birlikte incelenmekte, her bir sendromun ortaya çıkış nedenleri, gelişim süreçleri, bireysel ve örgütsel sonuçları akademik literatür ışığında derinlemesine tartışılmaktadır. Bu eseri diğerlerinden ayıran en önemli özellik, sendromları sadece bireysel patolojiler olarak değil, örgütsel yapı, kültür ve yönetim pratikleriyle yakından ilişkili sistemik olgular olarak ele almasıdır. Sendromlar, bireyin kişisel zaaflarının bir yansıması olduğu kadar, çoğu zaman örgütsel koşulların, yönetim anlayışının ve iş tasarımının da bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda kitap hem mikro düzeyde bireysel deneyimlere hem de makro düzeyde örgütsel dinamiklere odaklanarak okuyucuya bütüncül bir bakış açısı sunmayı hedeflemektedir. Kitabın hedef kitlesi oldukça geniştir. Akademisyenler ve lisansüstü öğrenciler için örgütsel davranış alanında güncel bir kaynak olma niteliği taşıyan bu eser, aynı zamanda iş dünyasının içindeki yöneticilere, insan kaynakları profesyonellerine, kurumsal danışmanlara ve örgüt psikolojisi alanında çalışan uzmanlara da pratik bir rehber olmayı amaçlamaktadır. Teorik derinliği korurken uygulamaya dönük çıkarımlarıyla da okuyucuya yol gösterici olmayı hedefleyen kitap, sağlıklı, destekleyici ve sürdürülebilir örgütsel ortamların inşasına katkıda bulunma vizyonu taşımaktadır. Bu çalışmanın ortaya çıkmasında emeği geçen tüm bölüm yazarlarına, değerli katkıları ve özverili çalışmaları için içten teşekkürlerimi sunarım. Her bir bölüm yazarı, alanındaki uzmanlığını ve birikimini bu ortak esere yansıtarak psikososyal sendromlar mozaiğinin her bir parçasını özenle işlemiştir. Ayrıca, bu kitabın yayınlanma sürecinde desteklerini esirgemeyen yayınevi çalışanlarına ve her zaman yanımızda olan ailelerimize şükran borçluyuz. "Sendromlar: Modern Örgütlerde Psikososyal Sorunlar"ın, okuyuculara yeni bakış açıları kazandırması, örgütlerde beşerî boyuta dair farkındalığı artırması, daha insancıl, daha sağlıklı çalışma ortamlarının oluşturulması ve mütevazı bir katkı sunması en büyük dileğimizdir. Unutmayalım ki, sağlıklı örgütler ancak sağlıklı bireylerin varlığıyla mümkündür ve her sendrom, aslında bir şeylerin yolunda gitmediğine dair atılan bir çığlıktır. Bu çığlıkları duyabilmek, anlayabilmek ve doğru müdahalelerle iyileştirebilmek, hepimizin ortak sorumluluğudur. Keyifli okumalar, ilham verici keşifler dilerim… Editör</jats:p>