Back to Search View Original Cite This Article

Abstract

<jats:p>Sanayileşme sonrası bilgi toplumunun geldiği aşama günümüzde Endüstri 4.0’dan sonra Toplum 5.0 olarak isimlendirilmektedir. Bu aşamada dijitalleşme ve yapay zeka kavramları ön olana çıkmaktadır. Dijitalleşme kısaca bilginin dijital formata çevrilmesi şeklinde tanımlanabilir. Ancak bu kavram, sosyal hayatın, iş hayatının, insanlar ve makineler arası etkileşimin ve sosyalleşmenin dijital teknolojiler etrafında yeniden yapılandırılma sürecini de ifade etmektedir. Yapay zeka ise bilindiği üzere, makinelerin veya yazılımların; öğrenme, akıl yürütme, problem çözme ve karar verme gibi insan zekasına özgü bilişsel işlevleri taklit etme yeteneği şeklinde ifade edilmektedir. Bu çerçevede dijitalleşme ve yapay zekanın bir araya gelmesiyle ortaya çıkan yeni Toplum 5.0 aşaması “siber alan ile fiziksel alanın tam entegrasyonuyla (Nesnelerin İnterneti, Yapay Zeka, Büyük Veri) insan refahının odağa alındığı toplum yapısı” olarak tanımlanmaktadır. Gelinen gelişim safhası her ne kadar “insan refahının öncelendiği toplum yapısı” olarak ifade edilse de maalesef kendi içinde riskleri, handikapları ve sorun alanlarını da barındırmaktadır. En büyük handikap, bütün toplumların en uçtaki kılcal damarlarda yer alan verilerinin dahi “büyük veri” güzellemesi altında bu teknolojiyi yaratanların eline geçmesi riski dolayısıyla mahremiyet ihlali ve kişisel verilerin işlenmesi, satılması ya da çalınması sorunudur. Bu bağlamda bir diğer önemli sorun “kişisel refah” sağlamak adına kendi mahremiyetimizi bizim ifşa ediyor olmamızdır. Bu sorun “gözetim kapitalizmi” olarak kavramsallaştırılabilir. İkinci önemli sorun, dijital/sanal bağımlılık problemidir. Sosyal medya algoritmalarının kişisel kullanım alışkanlıklarını takip ederek kullanıcıları platformlarda daha uzun sürelerde kalmak üzere yönlendirmek üzere kurgulandığı; bu kurgunun haz, neşe, merak, öfke vb. duygusal tepkilerle desteklendiği ve böylece “dijital kumar makineleri” gibi bağımlılık oluşturmaya yönelik olarak çalıştığı çeşitli araştırmalarda ortaya konmaktadır. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de 2026 yılı TÜİK ve BTK verilerine  göre internette geçirilen süre 4 saatten fazlası akıllı telefonlardan olmak üzere, günlük 7 saati geçmiş durumdadır. Bu bağımlılığın “patlamış mısır beyni” olarak da ifade edilen“beyin çürümesi” problemine yol açtığı belirtilmektedir. Burada “yapay yalnızlık”, “dijital izolasyon” “sanal zorbalık” gibi kavramlar öne çıkmaktadır. Sosyal izolasyon ve atomizasyonun fiziksel toplumsal etkileşimleri azaltması ya da neredeyse ortadan kaldırması, bireyleri sokakta dolaşan adeta bir “zombi”ye dönüştürmekte ve çocuk, genç, yaşlı farketmeksizin dijital şiddet sarmalına sürüklemektedir. Akran zorbalığı, kadına yönelik şiddet, yaşlılara yönelik ekonomik istismar ve dolandırıcılık vakalarının yaygınlaşmasının altında yatan nedenlerden biri de söz konusu “dijital izolasyon” ve “dijital narsizm”dir. Bir diğer önemli sorun alanı, bilginin güvenilirliğini yitirmesi, dezenformasyon ve toplumsal kaos riskinin artmasıdır. Kitleler 2-3 dakikalık bir video ya da bir iki cümlelik bir sosyal medya mesajıyla çok çabuk maniple edilebilmektedir. Başka önemli bir sorun alanı, yapay zeka ve robotik endüstrisiyle birlikte teknolojik işsizlik riskinin ortaya çıkmasıdır. Bu kitapta yapay zeka çağında ortaya çıkan yeni nesil sosyal sorunlardan birkaçı beş ayrı bölümde ele alınmaktadır. Birinci bölümde Dr. Mehmet Yılmaz tarafından dijitalleşme ve yapay zeka uygulamalarının yaygınlaşmasıyla birlikte ortaya çıkan yeni riskler ve sosyal sorunlar tartışılmakta ve genel bir değerlendirme yapılmaktadır. İkinci bölümde Dr. Arif Akbaş, iklim krizinin yarattığı belirsizliklerden hareketle oluşturulan küresel bir risk olarak “gelecek korkusu” ve “korku toplumu” kavramları üzerinde durmaktadır.  Üçüncü bölümde Nesrin Yazar, teknolojik değişim çerçevesinde nesiller arası etkileşim ve kuşak farklarını örnek olaylar üzerinden değerlendirmektedir. Her neslin kendine özgü sosyalleşme örüntüleri, sosyal-siyasal olayları ve kendi sosyalleşme biçimlerinden hareketle çeşitli toplumsal olaylara verdikleri tepkiler örnek vakalarla resmedilmektedir. Bu bağlamda iki ve üçüncü bölümler dijitalleşme ve yeni sosyal sorunların altyapısı açısından birbirini destekleyici sosyolojik analizler barındırmaktadır. Kitabın dördüncü bölümünde Dr. Cumhur Havan, “Women’s Integration in Migration Contexts: Violence, Digital Vulnerabilities and Hybrid Social Policy Responses in Türkiye” (Göç Bağlamında Kadınların Entegrasyonu: Şiddet, Dijital Kırılganlıklar ve Türkiye’de Hibrit Sosyal Politika Yanıtları) başlıklı İngilizce makalesinde göçmen kadınlara yönelen şiddet ve özellikle dijital şiddet ve ayrımcılık sorunları üzerinde durmakta; bu sorunlara yönelik sosyal politika önerilerinde bulunmaktadır. Kitabın beşinci ve son bölümü ise yapay zekanın istihdam ve işgücü piyasaları üzerindeki etkilerine ayrılmıştır. Dr. Sergen Gürsoy, “yaratıcı yıkım” olarak adlandırılan teknolojik işsizlik ve ortaya çıkan yeni fırsatları sosyal politikanın dönüşümü çerçevesinde ele almaktadır.</jats:p>

Show More

Keywords

sosyal yapay dijital olarak zeka

Related Articles