Abstract
<jats:p>Dijital çağda siyasal alan, duyguların kendiliğinden oluştuğu bir kamusal tartışma zemini olmaktan çıkarak; algoritmik olarak ölçülen, sınıflandırılan ve yönlendirilen bir yönetsel alana dönüşmektedir. Bu çalışma, yapay zekânın duyguları etkileme ve yönlendirme kapasitesinin siyasal alanda nasıl bir güç aracına dönüştüğünü ve bu dönüşümün demokratik rekabet ile devletin rolü üzerinde nasıl bir yeniden değerlendirme ihtiyacı doğurduğunu tartışmaktadır. Dijital çağda yapay zekâ, seçim kampanyalarında seçmen davranışlarını analiz eden, kişiselleştirilmiş siyasal mesajlar üreten ve kampanya stratejilerini optimize eden bir araç olmanın ötesine geçerek, siyasal iletişim ve kamu yönetimi süreçlerinde duygusal yönlendirme kapasitesi yüksek bir teknolojiye dönüşmüştür. Bu durum bir yandan siyasal karar alma süreçlerinde veri temelli etkinliği artırırken diğer yandan manipülasyon, spekülatif içerik üretimi ve asimetrik rekabet avantajları yoluyla demokratik eşitlik ve siyasal adalet açısından riskler üretmektedir. Çalışma, nitel araştırma yöntemi çerçevesinde literatür taraması ve güncel siyasal pratiklere ilişkin örnek olay analizlerine dayanmaktadır. Bulgular, yapay zekâ temelli duygusal yönlendirme mekanizmalarının siyasal iletişimde ikna kapasitesini güçlendirdiğini, ancak aynı zamanda demokratik rekabetin yapısını dönüştürerek hesap verebilirlik, şeffaflık ve etik sorumluluk sorunlarını derinleştirdiğini göstermektedir. Sonuç olarak yapay zekâ, siyasal alanda yalnızca stratejik bir araç olarak değil, sınırlandırılması, denetlenmesi ve kamusal politika çerçevesinde düzenlenmesi gereken bir yönetişim alanı olarak ele alınmalıdır.</jats:p>