Back to Search View Original Cite This Article

Abstract

<jats:p>yüzyılın en belirleyici küresel sorunlarından biri olan iklim değişikliği, yalnızca çevresel bir mesele olmanın ötesinde; ekonomik, sosyal ve yönetsel boyutlarıyla kentlerin geleceğini doğrudan şekillendiren çok katmanlı bir dönüşüm sürecini ifade etmektedir. İklim değişikliği, sınır tanımayan ve gelişmişlik düzeyinden bağımsız olarak tüm ülkeleri etkileyerek bugün küresel ölçekte karşılaşılan en büyük sorunlardan biri olarak kabul edilmektedir. Artan sıcaklıklar, aşırı hava olayları, su kaynakları üzerindeki baskılar, enerji talebindeki değişimler ve afet risklerindeki artış; özellikle yoğun nüfus ve altyapı birikiminin bulunduğu kentlerde daha görünür ve etkili sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle kentler, iklim krizinin etkilerinin en yoğun hissedildiği alanlar olduğu kadar, çözüm üretme kapasitesinin de en yüksek olduğu mekânsal ve yönetsel ölçekler olarak değerlendirilmektedir. İklim değişikliğinin sonuçlarına uyum sağlamak, insanları, evleri, işletmeleri, geçim kaynaklarını, altyapıyı ve doğal ekosistemleri korur. Eğer önlem alınmazsa, iklim değişikliği son yıllarda kaydedilen kalkınma ilerlemelerinin çoğunu geri çevirecektir. Ayrıca iklim değişikliği kaynaklar üzerindeki çatışmaları yoğunlaştırabilir ve insanları yer değiştirmeye zorlayabilir. Bu bağlamda hazırlanan kitap, iklim değişikliği ile mücadele, iklim uyumu, sürdürülebilir kent politikaları, enerji dönüşümü, afet yönetimi ve yerel yönetişim gibi birbirini tamamlayan temalar etrafında şekillenmektedir. Farklı disiplinlerden akademisyenlerin katkılarıyla oluşturulan çalışma; uluslararası uygulama örnekleri ile kuramsal yaklaşımları bir araya getirerek kentlerin sürdürülebilir, dirençli ve kapsayıcı bir geleceğe hazırlanmasına yönelik akademik bir tartışma zemini sunmayı amaçlamaktadır. Son yıllarda literatürde öne çıkan konulardan biri kentsel soğutma politikalarıdır. Küresel ölçekte artan sıcaklıklar ve kentleşme süreçleri, “kentsel ısı adası” etkisini güçlendirerek kentlerde termal konforu ve halk sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Güncel araştırmalar, yeşil ve mavi altyapı uygulamaları, kent içi yeşil alanların artırılması, su yüzeyleri, gölgelendirme sistemleri ve yansıtıcı yapı malzemeleri gibi stratejilerin kentsel sıcaklıkları azaltmada önemli rol oynadığını göstermektedir. Özellikle kentlerde yeşil altyapı ve ağaç örtüsünün artırılması, sıcaklıkların düşürülmesine ve kentlerin iklim değişikliğine karşı daha dirençli hale gelmesine katkı sağlamaktadır. İklim uyum politikalarının bir diğer önemli yaklaşımı “Sünger Şehirler İnisiyatifi” olarak öne çıkmaktadır. Çin’de uygulamaya konulan bu model, kentlerin yağmur suyunu emen, depolayan ve yeniden kullanan ekolojik sistemler aracılığıyla sel risklerini azaltmayı hedeflemektedir. 2015 yılından itibaren başlatılan pilot program kapsamında yaklaşık 30 kentte geçirgen yüzeyler, yeşil çatılar, yağmur bahçeleri, sulak alanlar ve doğal drenaj sistemleri gibi doğa temelli çözümler uygulanmıştır. Bu modelin temel amacı, kentlerde düşen yağmur suyunun önemli bir bölümünün yerinde tutulması ve yeniden kullanılmasıdır. Böylece kentlerin hem taşkın risklerine karşı dayanıklılığı artırılmakta hem de sürdürülebilir su yönetimi sağlanmaktadır. Kentlerin iklim değişikliğiyle mücadeledeki rolü yalnızca fiziksel altyapı düzenlemeleriyle sınırlı değildir. İklim nötr ve akıllı şehirler yaklaşımı, dijital teknolojiler, veri temelli yönetişim ve enerji verimliliği politikaları aracılığıyla kentlerin karbon ayak izini azaltmayı amaçlamaktadır. Akıllı şehir uygulamaları; sensör teknolojileri, Nesnelerin İnterneti (IoT), veri analitiği ve dijital enerji yönetimi sistemleri sayesinde kentsel hizmetlerin daha verimli yönetilmesini ve enerji kullanımının optimize edilmesini mümkün kılmaktadır. Bu tür teknolojik çözümler, düşük karbonlu kent ekonomilerinin geliştirilmesinde ve sürdürülebilir kentsel yönetim modellerinin oluşturulmasında önemli bir rol oynamaktadır. Bu dönüşüm sürecinin önemli bir bileşeni de yenilenebilir enerji ve sürdürülebilirlik politikalarıdır. Güncel literatürde, enerji dönüşümünün yalnızca teknolojik bir süreç olmadığı; aynı zamanda kurumsal yapılar, ekonomik teşvik mekanizmaları ve yönetişim modelleriyle yakından ilişkili olduğu vurgulanmaktadır. Kurumsal ekonomi perspektifi, sürdürülebilir enerji politikalarının etkinliğinin kurumların işleyişi, düzenleyici çerçeveler ve kamu politikalarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koymaktadır. Bu bağlamda yenilenebilir enerji yatırımlarının desteklenmesi, karbon azaltım politikaları ve sürdürülebilir ekonomik dönüşüm stratejileri kentlerin iklim politikalarının merkezinde yer almaktadır. İklim değişikliğinin kentler üzerindeki etkileri yalnızca çevresel değil aynı zamanda afet riskleri bağlamında da değerlendirilmektedir. Sürdürülebilir kalkınma hedeflerinden biri de iklimle ilgili tehlikelere ve doğal afetlere karşı dayanıklılığın ve uyum kapasitesinin bütün ülkelerde güçlendirilmesidir. Bütünleşik afet yönetimi ve dirençli kent politikaları, günümüzde kent planlamasının temel bileşenlerinden biri haline gelmiştir. Kentler, sosyal ve fiziksel altyapı sistemlerinin birbirine bağımlı olduğu karmaşık yapılar olduğundan, doğal afetler bu sistemler arasında zincirleme etkiler yaratabilmektedir. Bu nedenle afet risklerinin azaltılması, hazırlık, müdahale ve iyileştirme süreçlerini kapsayan bütünleşik bir yaklaşımın benimsenmesi, kentlerin krizlere karşı dayanıklılığını artırmada kritik öneme sahiptir. Kentlerin sürdürülebilir ve dirençli hale gelmesi yalnızca teknik ve yönetsel politikalarla mümkün değildir. Yerel demokrasi ve katılımcı yönetişim de bu süreçte önemli bir rol oynamaktadır. Yerel yönetimlerin vatandaşlarla kurduğu iletişim mekanizmaları, kamu katılımı süreçleri ve halkla ilişkiler uygulamaları; kent politikalarının meşruiyetini ve etkinliğini artırmaktadır. Katılımcı yönetim anlayışı, kent sakinlerinin karar alma süreçlerine dahil edilmesini sağlayarak sürdürülebilir politikaların toplumsal kabulünü güçlendirmektedir. Bu kitap, kentsel soğutma politikalarından sünger şehir uygulamalarına, iklim nötr ve akıllı şehirlerden yenilenebilir enerji politikalarına, bütünleşik afet yönetiminden yerel demokrasi ve halkla ilişkiler yaklaşımlarına kadar geniş bir perspektifte kentlerin iklim değişikliği karşısındaki dönüşümünü ele almaktadır. Farklı disiplinlerden akademik çalışmaların bir araya getirildiği bu eser, iklim değişikliği çağında kentlerin sürdürülebilir, dirençli ve kapsayıcı bir geleceğe hazırlanmasına yönelik güncel akademik tartışmalara katkı sunmayı amaçlamaktadır. Kitabımız yedi bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; Esra KESKİN, Nisa Nur KÜLAHÇI CEBE ve Emine BAYDAN, “İspanya ve İtalya Uygulamaları Çerçevesinde Türkiye Kentlerinde Kentsel Soğutma Politikaları” başlıklı çalışmaları ile kentsel soğutma yaklaşımlarını planlama politikaları ve yönetişim araçları bağlamında, İspanya ve İtalya örnekleri üzerinden karşılaştırmalı olarak incelemişlerdir. Kentsel soğutmayı yalnızca teknik bir müdahale alanı olarak değil; iklim değişikliğine uyum, kamusal mekân kalitesinin artırılması ve sürdürülebilir kentsel gelişme hedefleriyle bütünleşik bir planlama meselesi olarak ele almıştır. Bu kapsamda her iki ülkenin ulusal iklim uyum politikaları, yerel iklim eylem planları ve yeşil altyapı stratejilerini analiz etmiştir. İspanya’da ve İtalya’da kentsel soğutma politikalarının karşılaştırması ile benzer iklimsel baskılara rağmen kentsel soğutma stratejilerinin farklı kurumsal yapılanmalar ve mekânsal mantıklar doğrultusunda biçimlendiğini ortaya koymuştur. Kentsel soğutmanın yalnızca fiziksel müdahaleler üzerinden değil; planlama kültürü, yerel yönetim kapasitesi ve yönetişim yapıları çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmiştir. Bölüm, bu iki ülke deneyimi üzerinden Türkiye kentleri için uyarlanabilir politika ilkeleri geliştirmeye yönelik analitik bir çerçeve sunmuştur. İkinci bölümde; Ali KİRİKTAŞ, “Sünger Şehirler İnisiyatifi: Çin’in 30 Kentinde İklim Adaptasyonu” başlıklı çalışması ile iklim değişikliğinin giderek hızlanması ve büyük ölçekte gerçekleşen hızlı kentselleşme dinamikleri nedeniyle, dünya genelindeki metropollerin şiddetli kentsel su baskınlarıyla, yeraltı su kaynaklarının tükenmesiyle ve çok boyutlu ekolojik krizlerle karşı karşıya kaldığını belirtmiştir. Bu bağlamda, Çin Halk Cumhuriyeti’nin 2013 yılında kavramsallaştırdığı ve 2015-2016 yıllarında toplam 30 pilot şehirde uygulamaya koyduğu “Sünger Şehirler İnisiyatifi”nin (Sponge City Initiative- SCI), en kapsamlı kentsel iklim adaptasyon politikalarından biri olduğunu belirtmiştir. Bu bölümde, inisiyatifin tarihsel ve felsefi kökenleri, mühendislik uygulamaları, ekolojik-ekonomik performans ölçütleri ve karşılaştığı yapısal zorluklar derinlemesine incelenmiştir. Peyzaj mimarı Kongjian Yu’nun kadim Çin tarım bilgelerinden ilham alarak geliştirdiği bu modelin, yağmur suyunun kaynağında tutulması, emilmesi, filtrelenmesi ve yeniden kullanılmasını amaçlayan Düşük Etkili Gelişim (LID) prensiplerine dayandığını belirtmiştir. Çin Halk Cumhuriyetinde; Wuhan, Shenzhen, Xining ve Sanya gibi farklı coğrafi ve iklimsel karakteristiklere sahip pilot şehirlerdeki uygulamaları analiz ederken, aynı zamanda Kamu-Özel İşbirliği (PPP) finansman modellerinin makroekonomik dinamiklerini değerlendirmiştir. Son olarak, inisiyatifin yalnızca ekolojik veya mühendislik temelli nötr bir proje olmadığını; aynı zamanda kentsel soylulaştırma, çevresel adalet ve hidro-sosyal dinamikler üzerinden mekânsal eşitsizlikler yaratan politik bir araç olduğuna dair eleştirel bir perspektif sunulmuştur. Üçüncü bölümde; Giray BUTUR ve Murat NAZLI, “Climate Neutral and Smart Cities Mission of Izmir: Present and the Future” başlıklı çalışması ile kentlerin iklim değişikliğiyle mücadeledeki rolünün kritik hale geldiğini, AB’nin “İklim Nötr ve Akıllı Şehirler Misyonu”nun kentsel karbonsuzlaştırma için sistemik bir inovasyon çerçevesi sunduğunu belirtmiştir. Bu bölümde, Misyon kapsamında seçilen 112 şehirden biri olan İzmir’in 2030 yılına kadar iklim nötrlüğüne ulaşmak için geliştirdiği stratejik yol haritası incelenmiştir. Bölümde, İklim Şehri Sözleşmesi (CCC) belgelerinin analizini paydaşlar ve karar vericilerle yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerle birleştiren karma yöntemli bir yaklaşım kullanılmıştır. Çalışma, İzmir’in Sürdürülebilir Enerji ve İklim Eylem Planı gibi mevcut stratejilerinin, enerji tüketimini dijitalleştiren “GCC-SYNERGY” pilot projesinin, çok paydaşlı “Küresel İklim Topluluğu” yönetim modeliyle nasıl entegre ettiğini ortaya koymuştur. Dördüncü bölümde; Mine KILINÇ, “Türkiye’de Yenilenebilir Enerji ve Sürdürülebilirlik Politikalarının Kurumsal Ekonomi Perspektifinden Analizi” başlıklı çalışması ile Türkiye’de yenilenebilir enerji ve sürdürülebilirlik politikalarını kurumsal ekonomi perspektifinden bütüncül biçimde değerlendirmiştir. Artan enerji talebi, fosil yakıtlara bağımlılık ve iklim değişikliği baskılarının yenilenebilir enerji yatırımlarını yalnızca teknik ve ekonomik bir tercih olmaktan çıkardığı ve çevresel ve kurumsal boyutlarıyla ele alınması gereken bir politika alanına dönüştürdüğü belirtmiştir. Bölümde, Türkiye’de yenilenebilir enerji dönüşümü; kurulu güç gelişimi, teşvik mekanizmalarının yapısı, enerji üretiminde kaynak dağılımı ve karbon emisyonlarının zaman içindeki seyrine ilişkin göstergeler kullanılarak, betimleyici ve karşılaştırmalı tablolar aracılığıyla analiz edilmiştir. Bulgular, 2010–2023 döneminde yenilenebilir enerji kurulu gücünde kayda değer bir artış gerçekleştiğini ve yenilenebilir kaynakların toplam kurulu güç içindeki payının belirgin biçimde yükseldiğini göstermiştir. Ancak bu niceliksel genişlemenin karbon emisyonlarında anlamlı bir azalışla eşleşmediği; fosil yakıtların enerji üretimindeki ağırlığını büyük ölçüde koruduğu tespit edilmiştir. Bu bölüm, yenilenebilir enerji politikalarını kapasite artışının ötesinde; teşvik tasarımı, kurumsal uyum ve çevresel sonuçlarla birlikte ele alarak literatüre katkı sunmuştur. Beşinci bölümde; Sultan YILDIRIM TUTAR ve Ayşe GÜNEŞ BAYIR, “Türkiye’de Afet Yönetiminin Gelişimi” başlıklı çalışması ile Türkiye’de afet yönetimi anlayışının geçirdiği evrimi tarihsel bir yaklaşımla incelemiştir. Osmanlı döneminden bugüne kadar olan süreçte çıkarılan yasalar, kurulan kurumlar ve yönetim stratejilerindeki değişimleri kronolojik bir sırayla ele almıştır. Özellikle 1999 Marmara Depreminin, Türkiye için bir dönüm noktası olduğunu belirtmiş, sadece kriz anına odaklanan “müdahale odaklı” eski sistemden; olası riskleri önceden belirleyip önlem almayı hedefleyen “risk temelli” modern yönetim anlayışına geçiş sürecini analiz etmiştir. Ayrıca, afet risklerinin önceden tespit edilmesinin ve zarar azaltma faaliyetlerinin hayati önemi üzerinde durmuştur. Kurumlar arası iş birliği, merkezi koordinasyonun etkinliği ve sürdürülebilir afet politikalarının oluşturulması noktasında mevcut sistemin nasıl işlediğini değerlendirmiştir. Bölüm, Türkiye’deki afet yönetim sisteminin mevcut durumuna dair nesnel bir bakış sunarak, uygulamaların daha verimli hale getirilmesi için çözüm önerileri sunmuştur. Altıncı bölümde; Cemal ÖZDEMİR, “Küresel İklim Krizi Kıskacında Kentler: Bütünleşik Afet Yönetimi ve Dirençli Kent Politikaları” başlıklı çalışması ile küresel iklim krizinin kentler üzerindeki çok boyutlu etkilerini bütünleşik afet yönetimi ve kentsel dirençlilik perspektifinden ele alarak, geleneksel reaktif afet anlayışından proaktif ve ağ temelli bir yönetişim modeline geçişi tartışmıştır. Kentlerin, küresel emisyonların büyük bölümünden sorumlu olmalarına ek olarak, iklim kaynaklı afetlerin en ağır sonuçlarını yaşayan mekânlar haline geldiğini belirtmiştir. Dirençli kent kavramını yalnızca fiziksel dayanıklılık üzerinden değil; lojistik akışların sürekliliği, yeşil altyapı sistemleri, doğa tabanlı çözümler ve kapsayıcı sosyal politikalar üzerinden yeniden yorumlamıştır. Sendai Afet Risk Azaltma Çerçevesi, SDG 11 ve Paris İklim Anlaşması gibi küresel politika belgelerinin yerel düzeyde uygulanmasının önemine dikkat çekerek, risk temelli mekânsal planlama, sünger şehir modeli ve yeşil koridorlar gibi yenilikçi yaklaşımları tartışmıştır. Bölüm, disiplinler arası bir çerçeve sunarak kentlerin iklim krizine uyum sağlayabilmesi için planlama, lojistik ve çevresel politikaların entegrasyonunun gerekliliğini ortaya koymuştur. Yedinci bölümde; Nurettin BİLMEZ, “Yerel Demokrasinin Güçlendirilmesinde Halkla İlişkilerin Rolü Üzerine Bir Değerlendirme” başlıklı çalışması ile yerel demokrasinin güçlendirilmesinde halkla ilişkilerin rolü ve önemini kavramsal ve analitik bir çerçevede incelemiştir. Kapsam itibarıyla, yerel demokrasi, yerelleşme, halkla ilişkiler, katılımcı demokrasi ve yönetişim gibi temel kavramlar ile geleneksel kamu yönetimi, yeni kamu işletmeciliği ve halkla ilişkiler modelleri gibi kuramsal çerçeveleri analiz etmiştir. Yerli ve yabancı literatürü taramış, karşılaştırmalı bir değerlendirme yapmış; özgün bir kavramsal model önermiştir. Bu bölüm disiplinler arası köprü kurarak, yerel bağlam analizleri ve pratik önerilerle literatüre katkı sunmuştur.</jats:p>

Show More

Keywords

iklim enerji kentsel kentlerin afet

Related Articles