Back to Search View Original Cite This Article

Abstract

<jats:p>İklim değişikliği, toplumsal cinsiyet rolleri, sınırlı ekonomik kaynaklara erişim ve yapısal eşitsizlikler nedeniyle kadınların ruh sağlığı üzerinde orantısız ve daha ağır etkiler yaratmaktadır. Araştırmalar, çevresel stres faktörlerinin kadınlar için bir “risk çarpanı” olarak işlediğini ve mevcut toplumsal eşitsizlikleri artırarak ruhsal yükü arttırdığını göstermektedir. Özellikle su, gıda ve yakıt temini gibi ev içi sorumlulukların büyük ölçüde kadınlara ait olması, iklim değişikliğine bağlı kuraklık, sıcaklık artışı ve aşırı hava olayları karşısında kadınların iş yükünü ve stres düzeyini artırmaktadır. İklim kaynaklı stres yalnızca sosyal ve ekonomik alanlarda değil, aynı zamanda biyolojik ve fizyolojik süreçler üzerinden de kadın ruh sağlığını etkilemektedir. Aşırı sıcaklıklar, gıda güvensizliği ve çevresel belirsizlikler; kaygı, depresyon ve travma sonrası stres bozukluğu gibi psikopatolojik sonuçlarla ilişkilendirilmiştir. Afetler sonrasında kadınların daha yüksek ruhsal travmanın gözlemlendiği, bunun ise sınırlı hareket özgürlüğü, finansal bağımsızlık eksikliği ve artan cinsiyete dayalı şiddet riskleriyle bağlantılı olduğu belirtilmektedir. Ayrıca iklim krizinin yarattığı eko-kaygı, kadınların üreme kararlarını yeniden değerlendirmesine neden olabilmekte; çevresel belirsizlikler anne ve perinatal ruh sağlığı üzerinde nesiller arası etkiler yaratabilmektedir. Bu nedenle iklim değişikliği ve kadın ruh sağlığı arasındaki ilişki, disiplinler arası ve cinsiyete duyarlı politikalar gerektiren çok boyutlu bir kriz olarak ele alınmalıdır. Kadınların sosyoekonomik engellerinin azaltılması, karar alma süreçlerine katılımlarının güçlendirilmesi ve iklim açısından savunmasız bölgelerde ruh sağlığı hizmetlerinin geliştirilmesi, daha adil ve dirençli toplumların oluşturulmasında kritik önem taşımaktadır.</jats:p>

Show More

Keywords

kadınların sağlığı stres iklim daha

Related Articles