Abstract
<jats:p>Bu bölümde örgütsel sessizlik ve örgütsel seslilik kavramları, karşıtlık ve birliktelik perspektifinden bütüncül bir kuramsal çerçeve içinde ele alınmaktadır. Örgütler yalnızca görev ve sorumlulukların yerine getirildiği teknik yapılar değil; aynı zamanda anlam üretiminin, iletişimin ve güç ilişkilerinin şekillendiği sosyal sistemlerdir. Bu bağlamda çalışanların düşünce, eleştiri ve önerilerini ifade etme ya da etmeme davranışları örgütsel etkililik açısından belirleyici bir rol oynamaktadır. Örgütsel sessizlik, çalışanların örgüte ilişkin bilgi, deneyim ve değerlendirmelerini bilinçli biçimde paylaşmaktan kaçınmaları olarak tanımlanırken; örgütsel seslilik, iyileştirme ve katkı sağlama amacıyla görüşlerin yapıcı şekilde ifade edilmesi olarak açıklanmaktadır. Bölümde sessizlik ve sesliliğin bireysel, ilişkisel ve yapısal değişkenlerden etkilendiği vurgulanmaktadır. Psikolojik güvenlik algısı, liderlik tarzı, örgüt kültürü, adalet algısı ve güç mesafesi gibi faktörlerin her iki davranışın ortaya çıkışında belirleyici olduğu ifade edilmektedir. Sessizliğin kabullenici, savunmacı ve prososyal türleri; sesliliğin ise yapıcı ve örgüt yararına dönük biçimleri literatür doğrultusunda açıklanmaktadır. Sessizliğin bilgi akışını sınırlandırarak örgütsel körlüğe yol açabileceği, sesliliğin ise öğrenme, yenilikçilik ve stratejik uyum kapasitesini artırabileceği belirtilmektedir. Sonuç olarak bölüm, sessizlik ve sesliliğin basit bir karşıtlık değil, bağlamsal olarak birbirini etkileyen dinamik süreçler olduğunu ortaya koymakta; sürdürülebilir başarı için güvene dayalı, katılımcı ve açık iletişimi teşvik eden örgütsel iklimin önemini vurgulamaktadır.</jats:p>