Abstract
<jats:p xml:lang="tr">Bu makale, 2025 tarihli ABD Ulusal Güvenlik Stratejisi’nin transatlantik güvenlik mimarisi üzerindeki etkilerini neo-klasik realizm perspektifinden incelemektedir. Çalışma, söz konusu belgenin önceki Amerikan strateji belgelerinden ayrışarak Çin, Rusya ve Kuzey Kore gibi aktörleri sistemik rakipler olarak merkeze almak yerine, Avrupa Birliğine yönelik eleştirel, mesafeli ve normatif açıdan sorgulayıcı bir yaklaşımı öncelediğini ortaya koymaktadır. Bu yönüyle 2025 NSS, transatlantik düzenin ortak tehdit algısı ve kolektif güvenlik anlayışı üzerine inşa edilmiş geleneksel varsayımlarını zayıflatan bir stratejik çerçeve sunmaktadır. Çalışma, ABD’nin hegemonik kapasitesinin uluslararası sistemin yapısal koşullarından bağımsız biçimde ele alınamayacağını; iç politik dinamikler, liderlik algıları, ideolojik öncelikler ve seçmen temelli beklentiler üzerinden süzülerek dış politikaya yansıdığını göstermektedir. Bu bağlamda, Batı Yarımküre’nin güvenliğine öncelik verilmesi Monroe Doktrini’nin çağdaş bir yorumu olarak okunabilecek bir bölgesel daralma eğilimine işaret ederken, Avrupa’nın güvenliğinin daha koşullu ve ikincil bir sorumluluk alanı olarak tanımlandığı görülmektedir. Analiz bulguları, 2025 NSS’nin ABD’nin küresel angajman anlayışında normatif ve kurumsal bir daralmaya yol açtığını ve Avrupa güvenlik mimarisinde artan bir stratejik uyumsuzluk ve parçalanma riskini beslediğini ortaya koymaktadır. Bu eğilim, transatlantik ittifakın askerî kapasitesinin ötesinde siyasi ve değer temelli bütünlüğünü de aşındıran bir yapısal kırılganlık üretmekte ve transatlantik düzenin geleceğine ilişkin belirsizlikleri derinleştirmektedir.</jats:p>