Back to Search View Original Cite This Article

Abstract

<jats:p>Uluslaşma çağında her bir topluluğun diğer topluluklarla birleşerek ya da onlar üzerinde hakimiyet kurarak kendi ulusunu inşa etmesi/ yaratması her coğrafyada farklı gerçekleşse de bazı ortak unsurları içermiştir. Bunlardan ilki inşa edilen/ yaratılan yeni ulusun adının ne olması gerektiğidir. Diğer ise bu yeni ulusun nasıl bir “öz”e sahip olacağının tespit edilmesidir. Üçüncüsü ise bu “öz”e uygun bir toplumun nasıl yaratılabileceğidir. Bunun için her ulusun kurguladığı ve vatandaşlarının kazanmasını istediği “milli kimliğin” içeriğini ve rengini nasıl belirmek geretiği yanında bunun topluma nasıl kazandırılması gerektiği de ayrı bir önem taşımıştır. Bu çerçevede her ulus, hakimiyetindeki heterojen grup ve topluluklar arasında benzerlikleri ön plana çıkarıp, farklılıkları ortadan kaldırmaya (unutturmaya) girişerek yeni oluşacak toplumun homojen bir yapıda inşasını amaçlamıştır. Bu çerçevede emperyalist devletlere karşı “Milli Mücadele” vererek varlığını kanıtlayan Türkiye’nin kurucu iradesi; “direniş”in ve “kuruluş”un tarihsel mirasını topluma yoğun biçimde aktaran Cumhuriyet ideolojisi ve bununla uyumlu bir milli kimlik tasarımını ön görmüştür. Dünyada uluslaşma sürecinin önemli iki enstrümanı olarak ön plana çıkan eğitim (okullaşma) ve tarih alanlarının, Türkiye Cumhuriyetinde de milli kimliğin inşası için yeniden tasarlandığını söylemek mümkündür. Bu çerçevede Erken Cumhuriyet Döneminden itibaren mecburi okullaşma yoluyla okuryazar ve cumhuriyetçi vatandaşlar yetiştirmek amaçlanmıştır. Bunun bir parçasını da Türk tarihini en eski çağlara dayandıran bir “kutlu” geçmiş kurgusuna ve bu çerçevede tanımlanan milli kültüre sahip bireylerden oluşan bir toplum inşa etmek oluşturmuştur. Türkiye Cumhuriyetinin, belirlediği ideolojiye uygun milli kimlik yaratımını sadece örgün biçimde okullarda sunulan eğitim ve bunun içinde yer alan tarih dersleri aracılığıyla değil, aynı zamanda okullarda ve kamusal alanlarda gerçekleştirilen bazı önemli gün, hafta ve bayram ritüelleriyle desteklediğini söylemek mümkündür. Bu bağlamda Osmanlı Devletinin son döneminde fark edilen ve uygulamaya konan bazı anma ve milli bayram kutlamalarının Cumhuriyetle birlikte daha yoğun ve amaçlı biçimde yeniden planlandığı görülür. Bunların en önemlisi ve öne çıkanı şüphesiz Cumhuriyet Bayramı kutlamalarıdır. 1923’te kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin yıldönümünde ilk kez resmi olmayan bir bayramın resmi tatil içinde coşkuyla kutlandığı, 1925’te çıkarılan bir kanunla bu kutlamaların resmi hale getirildiği ilgili literatürden hareketle biliyoruz. Milli bayram ve önemli anma günleri/haftalarının amacı, bir ulusun sahip olduğu ortak değerleri, verdiği bağımsızlık mücadelelerini ve bu çerçevede oluşmuş tarihi anmak, başarılarını kutlamak ve anıları yaşatmaktır. Bu kutlama ve anmalar, ulusun hikayesinde yer alan genellikle en önemli tarih ve olaylar dikkate alınarak belirlenmiştir. Bu anmalar/kutlamalarla yöneticilerle toplumun her bir ferdinin fiziki anlamda bir araya gelmesi yanında, törende paylaşılan birleştirici üsluba sahip içerikle toplumsal birlik ve beraberlik duygusunun güçlenmesi amaçlanmıştır. Böylelikle milli bayram, anma günü aracılığıyla tarihsel olayları hem yetişkin bireylerin unutmaması hem de genç nesillerin öğrenmesi hedeflenmiştir. Ulusun bağımsızlık, kurtuluş veya önemli siyasi dönemeçlerini temsil eden tarihsel olaylarını periyodik olarak anmak, toplumda birlik ruhunu ve toplumsal hafızayı harekete geçirir. Böylece toplumdaki birlik ve beraberlik duygusu güçlenir, milli kimlik duygusunun geliştirilmesine katkı sağlanmış olur. Bu kutlama ve anma törenleri, ulusun kendi tarihindeki başarılarını ve kahramanlıklarını yeniden hatırlatarak, bireylerde milli gurur duygularını canlandırır. Bu da ulusal kimliği güçlendiren diğer bir etki olarak benimsenmiştir. Kutlama ve anmalarda gerçekleştirilen çeşitli etkinlikler genç nesillere tarih dersleri dışında “milli bir tarih bilinci” aşılayarak milli değerleri kazandırmayı amaçlar. Bu yolla gençlerin, ülkelerinin tarihini ve kültürünü daha iyi anlayabilmeleri hedeflenir. Bayramlarda yaşanan coşkulu ve genellikle eğlenceli etkinlikler, çeşitli gösteriler, konserler, resmi törenler, toplumu olumlu bir atmosferde bir araya getirdiği için insanların ortak sevinç ve gururu hissetmeleri sağlanır. Bu da ulusal birlik ve dayanışma açısından son derece önemli bulunmuştur. Geleneksel olarak kutlanan bayramlar ve yapılan anma törenleri, bir topluluğun ortak geçmişi, kültürü ve değerleri etrafında oluşan bir geleneğin bir parçasıdır. Diğer yandan bu bayram ve anma günleri, genellikle modern ulus devletlerin kuruluşuyla beliren ortak bir toplum, ortak bir kültür ve ortak bir kimlik girişimlerinin en önemli parçaları olarak görülmüştür. Bir yönüyle toplumun bağımsızlık zaferleri, kuruluş hikâyeleri gibi özel tarihsel olaylar etrafında oluşturulan ve zaman içinde geliştirilen modern bir gelenektir. Diğer yönüyle ise tanımlanan ulusun fertlerinin her birinin olabildiğince ortak, benzer hatta homojen bir düşünüş, davranış, kültür vs. bağlamında ortaklığını arttırıcı bir işlev üstlenmesi bakımından yeni geleneklerin icadını da içerebilmiştir. Milli bayramlar genellikle modern bir ulus devletinin kuruluşunu veya önemli bir dönemecini simgelemiştir. Bu tür bayramlar, geçmişteki olayların özel bir yorumu ve vurgusu ile oluşturulan tarihsel hafıza ve gelenek etrafında şekillenmiş, toplumun birliğini güçlendirmeye yönelik sembolik ve simgesel eylemler içermiştir. Bu eylemler, geçmişteki olayları ve kahramanları hatırlatma, ulusal simgeleri vurgulama gibi geleneksel bayram kutlamalarındaki simgesel eylemlere benzeyebilmiştir. Ancak, milli bayram kutlamalarının geleneksel bayramlardan ayrıldığı nokta, genellikle modern devletin ihtiyaçları, siyasi hedefleri ve ideolojik mesajları etrafında şekillenmeleridir. Bu nedenle, Türkiye’de milli bayramlar, her zaman geleneksel kutlamalardan farklı bir dinamik ve anlam taşımıştır. 1925’ten beridir resmi olarak kutlanan başta Cumhuriyet Bayramı olmak üzere tüm milli bayram törenlerinde genelde devleti temsilen vali ya da kaymakam, cumhuriyet ideolojisinin yayıcısı konumundaki Halkevi’nden temsilcilerin ya da çeşitli okullardan yönetici, öğretmen ve öğrencilerin konuşmalar yaptıkları görülmüştür. Kutlamalar yerel basında büyük bir ilgi karşılanmış, bayram törenlerinin hazırlık ve etkinlikleri haber olarak sunmuştur. Kutlamalarda Cumhuriyet rejimi, Cumhuriyet’in ilke ve inkılapları, yeni yönetimin ülkeye kazandırdıkları üzerinde durulmuştur. Türkiye’de Cumhuriyet Bayramı kutlamaları her zaman önemsenmiştir. Bunun yanında üç farklı tarihte yapılan kutlamanın ön plana çıktığı görülmüştür. Bunlar Cumhuriyetin 10. Yılı, 50. Yılı ve 75. Yılı olarak söylenebilir. Bizzat devlet eliyle birçok etkinlik ve şenlikle birlikte planlanarak gerçekleştirilen törenlerle genç cumhuriyetin iç ve dış platformlarda gücü ve kararlılığı vurgulanmıştır. 2023’te cumhuriyetin kuruluşunun 100. yılını idrak ettik. Devlet ve toplumumuz için bu önemli dönüm noktası, ülkedeki gündemden dolayı hak ettiği gibi geniş çaplı bir kutlama etkinliğine dönüşememiş, ancak birçok plansız etkinliğin gerçekleştirildiği görülmüştür. Bu çerçevede cumhuriyetin 100. yılına bir katkı olmasını amaçladığımız bu mütevazı kitap, Türkiye Cumhuriyetinde eğitim almış ve kariyer elde etmiş bizler için üzerimize düşen bir sorumluluk olarak gelişmiştir. Hazırlamış olduğumuz bu kitap, geçen 100 yıllık süreçte Türkiye’de tarih ve eğitim bağlamında belirlediğimiz konulardaki değişim ve dönüşümü işledi. Bu çerçevede ilk bölüm yazısı, Osmanlı tarihi araştırmalarının 100 yılı oldu. Yazarımız Şirin, Cumhuriyet döneminde özellikle ilk yıllarda ihmal edildiği düşünülen Osmanlı tarihi araştırmalarının nasıl bir seyir izlediğini göstermeye çalıştı. Türkiye Cumhuriyeti’nin 100. yılında tarih eğitimi başlığını ise dört ana tema üzerinden belirledik. İlkinde 100 yıllık süreçte Türkiye’de tarih eğitimi pedagojisi ve genel yaklaşımları nasıl değişti, sorusuna Prof. Dr. Bülent Akbaba cevap aradı. Yine 100 yıllık süreçte tarih programlarındaki değişimi Doç. Dr. Eray Alaca, tarih ders kitaplarındaki dönüşümü ise Doç. Dr. Tercan Yıldırım inceledi. Alanımızın duayen ismi değerli hocam, Prof. Dr. Salih Özbaran ise tarih eğitimi alanında son yıllardaki farklılaşmaya değindi. Kitabımızın ikinci ana eksen konuşmalarını ise eğitim politikaları ve kadın eğitiminin 100 yıllık süreçteki değişimi oluşturdu. Bu çerçevede ilk bölüm yazısında 100 yıllık dönemde Cumhuriyetin eğitim politikalarını Prof. Dr. Filiz Meşeci Georgietti yazdı. Sonrasında ise Doç. Dr. Betül Batır ise 100 yıllık süreçte karma eğitimin gelişimini, Doç. Dr. Aynur Soydan Erdemir ise Cumhuriyet dönemindeki eğitimin modern kadın kimliğinin inşası konusunu işledi. Çalışmamızın Cumhuriyetimizin 100. Yıl birikimine küçük de olsa bir katkı sağlamasını diliyor, bu vesileyle kitabımızı Cumhuriyete ve kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in aziz hatırasına armağan ediyoruz. umuyoruz.</jats:p>

Show More

Keywords

milli tarih cumhuriyet önemli olarak

Related Articles

PORE

About

Connect