Abstract
<jats:p>Türk edebiyatında kadının konumu, Tanzimat’tan günümüze uzanan süreçte toplumsal değişimin en canlı aynalarından biri olmuştur. Başlangıçta Batılılaşma sancıları içinde "idealize edilen anne" veya "kurban" rollerine hapsedilen kadın figürü, Cumhuriyet dönemiyle birlikte birey olma mücadelesini merkeze alan bir dönüşüm yaşamıştır. Türk romanı, kadına yönelik şiddeti yalnızca fiziksel bir saldırı olarak değil; psikolojik, ekonomik ve sosyolojik bir kuşatılmışlık olarak ele almıştır. Erken dönem eserlerinde görücü usulü evlilikler ve cariyelik üzerinden işlenen toplumsal baskı, modern ve çağdaş romanda yerini aile içi şiddete, namus cinayetlerine ve kamusal alandaki dışlanmışlığa bırakmıştır. Toplumsal cinsiyet olarak romanlar, şiddetin kaynağı olan ataerkil zihniyeti ve bu zihniyetin kadını nasıl nesneleştirdiğini deşifre eder. Direnç ve farkındalık açısından özellikle 1970’li yıllardan itibaren kadın yazarların artışıyla birlikte, şiddet sahneleri sadece birer dram unsuru olmaktan çıkıp; bir başkaldırı ve bilinçlenme sürecinin tetikleyicisi haline gelmiştir. Sonuç olarak; Türk edebiyatında roman , kadının maruz kaldığı şiddeti estetik bir dille kayıt altına alırken, aynı zamanda bu şiddetin kökenlerini sorgulayan ve kadının özgürleşme arayışına ışık tutan bir belge niteliği taşır. The position of women in Turkish literature has been one of the most vivid mirrors of social change in the period extending from the Tanzimat era to the present day. Initially confined to the roles of "idealized mother" or "victim" amidst the pains of Westernization, the female figure underwent a transformation with the Republican era, centering on the struggle for individuality. Turkish novels have addressed violence against women not only as a physical attack but also as a psychological, economic, and sociological siege. Social pressure, depicted through arranged marriages and concubinage in early works, has given way in modern and contemporary novels to domestic violence, honor killings, and exclusion in the public sphere. From a gender perspective, novels decipher the patriarchal mentality that is the source of violence and how this mentality objectifies women. From a resistance and awareness perspective, especially with the increase in female writers since the 1970s, scenes of violence have ceased to be merely dramatic elements and have become triggers for a process of rebellion and awareness. In conclusion; Turkish literature, while aesthetically documenting the violence against women, also serves as a document that questions the origins of this violence and sheds light on women's quest for liberation.</jats:p>