Abstract
<jats:p xml:lang="tr">Kuzey Azerbaycan'ın güneydoğu bölgesinde bulunan 18. ve 19. Yüzyılın Başlarında Hanlığın Merkezi olarak Lenkeran, Batı-Doğu ticaret yolu üzerinde stratejik konumuyla bölgenin önde gelen şehirlerinden birine dönüşmüştü. Ancak 1813 yılının ilk ayında, hanlık topraklarının bir kısmı ile birlikte güçlü surlarla çevrili Lenkeran şehri Rus İmparatorluğu tarafından işgal edildi. Zor kullanılarak ele geçirilen şehir tamamen tahrip edildi. Böylece, Kuzey Azerbaycan’ın diğer şehirlerinde olduğu gibi, 19. yüzyılın başlarında Çarlık Rusyası'nın işgalinden sonra savaş sırasında yıkıma uğrayan şehirlerin ekonomik ve sosyal hayatı, özellikle de bayındırlık (imar) meseleleri, işgalci yönetimin dikkatinden uzak kalmıştı.19. yüzyılda ve 20. yüzyılın ilk on yılında Azerbaycan’ın güneyinde yer alan Lenkeran şehri, hem Rus İmparatorluğu’nun yayılmacı politikaları hem de bölgesel sosyo-ekonomik süreçlerin etkisi altında önemli siyasal ve toplumsal dönüşümler yaşamıştır. 1813 tarihli Gülistan ve 1828 tarihli Türkmençay Antlaşmaları sonrası bölgenin Çarlık Rusyası’na bağlanmasıyla birlikte, geleneksel feodal-idari yapıların yerini imparatorluk merkezli bürokratik sistemler almıştır.Talış Hanlığı’nın kaldırılması ve Rus yönetiminin doğrudan idaresi altında kalan Lenkeran’da, yerli halk ekonomik baskılar, ağır vergi yükleri ve dini-milli kısıtlamalarla karşı karşıya kalmıştır. Aynı dönemde, yerli toprak sahipleriyle iş birliği yapan yeni bir burjuva sınıfı, Rus yönetimine bağlı memurlar ve Azerbaycan aydınları şekillenmeye başlamış, toplumsal yapı içinde yeni katmanlar oluşmuştur.1905–1907 yılları arasında Rusya genelinde baş gösteren devrimci hareketlerin etkisi Lenkeran’da da hissedilmiş; köylü ayaklanmaları, işçi grevleri ve siyasal uyanış süreci başlamıştır. Bu dönemde çeşitli gizli cemiyetler, sosyalist gruplar ve milli hareketler bölge halkı arasında destek bulmuş, milli bilinçlenme süreci ivme kazanmıştır.Böylece, 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın ilk on yılında Lenkeran, bir yandan imparatorluk yönetiminin baskısıyla şekillenen otoriter siyasal sistemin etkisi altındayken, diğer yandan halk tabanında sosyal adalet arayışları ve ulusal kimlik talepleri doğrultusunda gelişen yeni bir siyasal-toplumsal dinamizme sahne olmuştur.</jats:p>