Abstract
<jats:p xml:lang="tr">Ana hatlarıyla bilginin ve deneyimlerin aktarılması, paylaşılması şeklinde ilişkisel süreçler olarak açıklanabilecek eğitim ve öğretme olgusunun insanların başka insanlarla ilişki kurmaya başladıkları ilk anlardan beri var olduğu söylenebilir. Sonraları özellikle Avrupa’da Aydınlanma ve Sanayi devrimi ile birlikte, bilgiye/bilime olan ilgi sonraları bilgi, deneyim sahibi insan gücü ihtiyacıyla da birleşerek eğitim kurumlarının oluşturulmasına zemin hazırlamıştır. Topluma gömülü eşitsizlikleri ortadan kaldırma ve bu dolayımla toplumsal gelişmenin önünü açma gibi önemli işlevleri de yerine getirebilme potansiyeline sahip eğitim kurumu, halk egemenliğine dayalı yönetim şekillerinin de en temel mücadele araçlarının başında gelmektedir. Bu çalışmanın konusu günümüz Türkiye’sinde eğitimin sosyo-politik işlevinin ne derece sağlanabildiğinin sosyolojik, politik bir analizidir. Bu amaçla eğitime ilişkin cari veriler ve derinlemesine görüşme, odak grup görüşmesi ve gözlem teknikleriyle elde edilen bulgular nitel bir yaklaşımla irdelenmiştir. Bu amaçla afetlerin sosyolojik anlamda bulguları billurlaştıracağı varsayımından da hareketle Adıyaman ilinin LGS (Liselere Geçiş Sistemi) sınavlarında görece başarılı olan ilköğretim ikinci kademe okulları ile görece daha az başarılı kent merkezi ve kırsaldaki okullarında sınava konu edilen derslerden 19 öğretmenle odak grup ve derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen bulgular, kamu okullarının eşitliği sağlamanın çok uzağında olduğunu göstermektedir. Bulgular bahse konu sınava hazırlık süreçlerinde kamu okullarında, iyi/kötü okul, ders kitabı/kaynak kitap, etüt merkezleri/DYK (Destekleme ve Yetiştirme Kursları), okul dersi/özel ders gibi sınıflamalarla eğitimde adalet ve eşitliği sağlamak bir yana bunun derinleştirildiği görülmüştür. Diğer çarpıcı bulgu ise proje okul adı altında İmam-hatip ortaokullarına sağlanan ayrıcalıklar olmuştur.</jats:p>